Site İçi Arama

Aradığınız kelimeyi yazıp Enter tuşuna basın veya Ara butonuna tıklayın.

Arama
Duyurular

     Finlandiya, Kanada, Güney Kore gibi kaliteli eğitim sistemine sahip ülkelerin sırrı ne biliyor musunuz? Biz, yüksek potansiyelimizi nasıl başarıya çevirebiliriz?  The Center on International Education Benchmarking (CIEB) bu soruların peşine düşüyor. Eğitimde yüksek performans gösteren ülkeleri masaya yatıran bu rapor, bizim gibi eğitim başarısını artırmak isteyen ülkeler için önemli ipuçları da sunuyor.

1.Okula başlamadan önce çocuklara ve ailelere destek sağlanmalı.

     Öncelikle ülkemizde eğitimi yüksek seviyelere getirmek için sağlıktan başlamalıyız. Yapılan araştırmalar sağlıklı bir şekilde okula başlayan öğrencilerin daha meraklı, araştırmacı ve hazır olduklarını ispatlamıştır. Çocuklarına erken yaştan itibaren destek veren ülkelerin eğitimde daha başarılı olduğu görülüyor. Bu bize eğitimin anaokulunda değil ana kucağında başladığını ispatlıyor. Birçok ülke doğumdan başlayarak anne ve çocuk sağlığını destekliyor. Bu ülkelerde çalışan anneleri mağdur etmemek için nitelikli anaokullarının sayısını artırıyor. Bu verilere göre ülkemizde nüfus artış hızına göre anaokullarının sayısı da artırılmalıdır. Bunu yapmayan ülkeler gittikçe güçlenen ve büyüyen bir gelir eşitsizliğine sahip oldukları için birçok çocuk okula dezavantajlı olarak başlıyor. Bu durumun üstesinden gelmek her geçen gün daha da zor oluyor.

2.Risk altındaki çocuklara daha çok kaynak ayrılmalı.

     Eğitimde en iyi performansı gösteren ülkeleri incelediğimizde, geçmişten ders çıkararak kendi sistemlerini oluşturmak adına önemli kararlar verdiklerini ve karar verme aşamasında başarılı olduklarını görüyoruz. Eskiden sadece avantajlı öğrencilerin sahip olduğu eğitim standartlarını, tüm öğrencilere sundular. Avantajlı öğrenciler algılama ve zekâları sayesinde verilen eğitim-öğretimden en yüksek verimi alabiliyorlarken, dezavantajlı çocukların aynı verimi alamadığını gördüler. Toplum olarak yüksek seviyede başarı yakalanabilmesi adına dezavantajlı öğrenciler için daha çok öğretmenle çalışmayı kararlaştırdılar. Bazı ülkeler, en iyi öğretmelerine ücret ile teşvik sağlayarak dezavantajlı ailelerin çocuklarına daha kaliteli eğitim vermenin yollarını buldular.

3.Yüksek kalitedeki öğretmenlerin seçimi garanti altına alınmalı.

     Eğitim sistemleri ve başarıları ile göz dolduran ülkeler, önceden sadece seçkin öğrencilerin sahip olduğu standartların genele yayılması gerektiğini ve bu yayılımın yüksek kalitedeki öğretmenler olmadan başarılamayacağını anlamıştır. Özellikle Güney Kore ve Finlandiya’da öğretmen yetiştirme programları son derece seçicidir. Türkiye’deki eğitimin en büyük sorunlarından biri öğretmenlik mesleğini icra edecek kişilerin seçimlerinin kıstaslarla belirlenmemesidir. Örneğin üniversite sınavına girmeden önce öğretmenlik bölümünü seçecek adaylardan

  • diksiyon dersleri
  • sınıf hâkimiyeti
  • olaylara ön yargılı bakmamak
  • eşitlik duygusuna sahip olmak
  • üst düzey empati yeteneğine sahip olmak
  • özgürlükçü olmak
  • sabırlı olmak ve daha birçok özelliğe sahip olması istense güzel olmaz mı?

     Bu özelliklere sahip olan adayların üniversite sınavında ilk 40.000 kişi arasına girmesi zorunlu tutulmalıdır çünkü ülkeye hizmet edecek bireyler yetiştirecek öğretmenlerin toplumdaki herkesten daha üst düzey donanıma, zekâya ve gelir durumuna sahip olması gerekir.

4.Nitelikli ve lider yöneticiler yetiştirilmeli.

     Başarılı eğitim sistemleri, kaliteli öğretmeni destekleyen ve denetleyen nitelikli eğitim yöneticilerini zorunlu kılar. Bu sistem, farklı becerilere sahip okul liderlerinin anlık ortaya çıkan sorunları çözmesini sağlar. Dünya genelinde profesyonel şirketler, yöneticilikle ilgili ne uyguluyorsa eğitim dünyasının lider ve yöneticilerinin de bundan faydalanması sağlanmalıdır.

5.Ülkemizin ihtiyaçlarına göre eğitim sistemi oluşturulmalı.

    Diğer dünya ülkelerinin eğitim sistemini aynı şekilde uygulamak sıkıntılara yol açabilir. Her ülkenin nüfus artış hızı, ekonomik verileri gibi özellikleri farklılık gösterebilir. Yapılması gereken kendi ülkemizin değiştirilmesi gerekli olan yanlışlarını tespit edip devlet tarafından en az 20-25 yıl değişmeyecek başarılı eğitim sistemi oluşturmaktır. Başarılı bir eğitim sisteminde asla çıkmaz sokak olmaz. Her yol bir diğerine mutlaka bağlanır. Bir öğrenci istediğinde takip ettiği eğitim patikasını sürekli ileriye taşıyabilir. Sistem onu “Buraya kadar” deyip başlangıç noktasına göndermez. Bu konuda gelişmiş bir sistem, öğrencinin geçmişte kaçırdığı yeterlilikleri yeniden alması için düzenlenmiştir. Bir öğrenci beyin cerrahı, öğretmen ya da mühendis olmak istiyorsa kendine gerekli olan dersleri seçebilmelidir.

6.Öğrencilerin performanslarını, öğretmenlerin ise profesyonel pratiklerinin gelişimini destekleyecek okullar tasarlanmalı.

    Eğitimde bireyselliğin ve kalitenin bu kadar öne çıkması sebebiyle artık okullarımızın fiziki yapısı da binlerce öğrenciyi barındıran devasa binalar yerine, öğrenci sayısı 350 ve 700 olan iki tip okula dönüşmelidir. Bu okulların sınıf mevcutları 18 öğrenciyi geçmemelidir. Yeni okullarımız, öğrenci ve velilerinin okul saatleri dışında spor, sanat gibi sosyal aktivitelerden faydalanacak şekilde tasarlanmalıdır. Hafta içi aldığı kaliteli eğitimin yanında hafta sonları ailesiyle birlikte kendi okuluna yüzmeye veya tenis oynamaya giden çocuğunuzu düşünün, çok heyecanlı değil mi?

     Yazımı bir hikaye ile bitirmek istiyorum:

     Bilim adamları pirelerin farklı yükseklikte zıplayabildiklerini görürler. Birkaçını toplayıp 30 cm yüksekliğindeki bir cam fanusun içine koyarlar. Metal zemin ısıtılır. Sıcaktan rahatsız olan pireler zıplayarak kaçmaya çalışırlar ama başlarını tavandaki cama çarparak düşerler. Zemin de sıcak olduğu için tekrar zıplarlar, tekrar başlarını cama vururlar. Pireler camın ne olduğunu bilmediklerinden, kendilerini neyin engellediğini anlamakta zorluk çekerler. Defalarca kafalarını cama vuran pireler sonunda o zeminde 30 cm’den fazla zıplayamamayı öğrenirler. Artık hepsinin 30 cm zıpladığı görülünce deneyin ikinci aşamasına geçilir ve tavandaki cam kaldırılır. Zemin tekrar ısıtılır. Tüm pireler eşit yükseklikte, 30 cm zıplarlar. Üzerlerinde cam engeli yoktur, daha yükseğe zıplama imkânları vardır ama buna hiç cesaret edemezler. Kafalarını cama vura vura öğrendikleri bu sınırlayıcı hayat dersine sadık halde yaşarlar. Pirelerin isterlerse kaçma imkânları vardır ama kaçamazlar. Çünkü engel artık zihinlerindedir. Onları sınırlayan dış engel -cam- kalkmıştır ama kafalarındaki iç engel -burada 30cm’den fazla zıplanamaz inancı- varlığını sürdürmektedir. Bu deney canlıların neyi başaramayacaklarını nasıl öğrendiklerini göstermektedir. Bu pirelerin yaşadıklarına cam tavan sendromu“ denir.

SİZCE DE CAM TAVANIMIZI KALDIRMA ZAMANI GELMEDİ Mİ?

MEHMET ÖZDEN